Başörtüsüz Demokrasi'den Satır Başları


Ne üzücüdür ki, annemin görevinden başörtüsü diskriminasyonu sebebiyle ayrılmasından sadece beş sene sonra, 1986 senesinde, ben de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencisi olarak, aynı akıbete uğrayacak, "doktor" olma rüyamı kalbime gömecek, bizlere "insan" muamelesi yapmayan, sözlü tacizleri ile başımızı açmamız için "ikna" etmeye çalışan hocalarımıza ebediyen küsecektim.

------------------------------------------------------------

Elif Erbakan geldi; "Merve Abla, biraz konuşabilir miyiz, vaktiniz var mı?" diye sordu. Elif, Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu'nun İstanbul İl Sorumlusu idi. "Merve Abla, Parti Genel İdare Kurulu'nda hanım milletvekili adaylığı konusu konuşulmuş ve önümüzdeki seçimde listelere başı açık adayların yanı sıra başörtülü aday da koyma kararı alınmış. Malûm, Refah Partisi önceki seçimlerde kadın aday göstermediği için çok eleştirilmişti. Sizin böyle bir görev için uygun olacağınız düşünülmüş, isminiz geçmiş. Sizin bu konuya yaklaşımınız nasıl olur, öğrenmek istedik" dedi.

------------------------------------------------------------

"Anneniz partinin ilk kadın milletvekillerinden biri olursa siz buna ne dersiniz? Aslında bu çok önemli bir görev" diye de ekledim. Yediği yemekten başını kaldırıp, düşünceli düşünceli yüzüme bakan Fatıma bir iki saniye sessizlikten sonra, gözlerini kocaman açarak: "Anne, İnşallah seni hapse atmazlar!" dedi.

------------------------------------------------------------

"Bak kardeşim, bu partide strateji olmaz, her şey son dakika işidir. Sana bunu şimdi artık bizden biri olduğun için söylüyorum" diye cevap verdi Abdullah (Gül) Bey.

------------------------------------------------------------

Tayyip Bey adaylığıma olumlu bakmıyordu. Eski eşimle ilgili birkaç şey soruyordu. "Şimdi bu adamlar her konuyu alet ederler pis oyunlarına. Parti de ileride senin arkanda olmayabilir" diyordu.

------------------------------------------------------------

Nazlı Hanım bu zorlu mücadelede korkmadan ve yılmadan sadece benim değil, bütün başörtüsü mağdurlarının kimi zaman sesi kimi zaman kalemi ile destekçisi olmuştur, kendisine daima müteşekkiriz.

------------------------------------------------------------

Bu arada Ecevit'ten ilginç bir teklif geldi: "Kavakçı Meclis Genel Kurulu'na girmesin. Ona bir oda verelim, o odaya gelip gitsin ama Genel Kurul ve komisyon çalışmalarına katılmasın." Bu teklifi duyunca "Oh ne âlâ!" demekten kendimi alamadım.

------------------------------------------------------------

Konuşmaların bir kısmını Abdullah Bey, bir kısmını da Salih Bey yapıyorlar. Sabahtan beri Başkanlık Divanı'nda olduklarını ve yarın yapılacak olan yemin törenini uzun uzun konuştuklarını söylüyorlar. Salih Bey, alınan kararı anlatarak, "Yarın sabah Sayın Septioğlu'na 'el öpmeye' gideceksiniz ve 'Bana bugün yemin ettirecek misiniz?' diye soracaksınız. Eğer 'Olur' derse, Meclis'e gelecek ve Genel Kurul Salonu'na gireceksiniz. Eğer 'Hayır' derse de Meclis'e gelmeyecek, bir basın toplantısı düzenleyecek ve Meclis'e girmekten vazgeçtiğinizi açıklayacaksınız" dedi.

------------------------------------------------------------

2 Mayıs sabahı heyecan içerisinde uyandım, işte büyük gün gelmişti... işte Fazilet Partisi'nden seçilmiş ilk hanım milletvekilleri olarak tarihe damga vuracağımız gün...

------------------------------------------------------------

"Bilmediğiniz bazı duyumlarımız var, Zeki Bey" diye itiraz etti Cemil Çiçek. Nelerdi bu "duyumlar"? Partiden "içeri" bir derin parti mi vardı?

------------------------------------------------------------

Kutan: Aydın Menderes partinin Erbakan Hoca`yla olan bağını açıklama tehdidinde bulundu. İstifa edeceğini söyledi. Demirel'in de "ajan provokatör" sözleri de fikrimizi değiştirmemizde rol oynadı.

------------------------------------------------------------

Yalnız dikkatimi çeken bir şey Abdullah Bey'in dışında partide biraz önce beraber olduğumuz vekillerin hiçbiri yanımızda değiller artık. İlginçtir, biraz sonra kameralar arasında aşağıya inip basın odasına geçtiğimizde, Abdullah Bey'in de kameralardan uzak durmaya itina gösterdiğini fark ediyoruz. Aşağıdaki bekleme odasında Ravza ile aralarında geçen konuşmada Ravza'nın "Abdullah Bey Genel Başkan Yardımcısı olarak siz ablamın yanında oturmayacak mısınız? sorusuna karşı Abdullah Bey'in "ben şu tarafa geçeceğim" diyerek kameraların ötesini gösterdiğini öğreniyorum.

------------------------------------------------------------

Nuh Mete Yüksel bir saat sonra çilingirle döneceğini bağırarak ifade ettikten sonra evimden ayrılıyor ve bir daha da dönmüyordu.

------------------------------------------------------------

Saat 11 sularında Murat Mercan Bey aradı beni. Yanında Amerikan sefaretinden bir üst düzey görevli vardı: "Sayın Kavakçı sizi, dilerseniz hemen uçakla çıkartalım buradan. Washington'a uçuralım" dedi.

------------------------------------------------------------

"Bugün saat 17:00'de insan Hakları Komisyonu'nda konuşacağım." Söylediklerimi duyan yabancı tekrar girdi lâfa, bu sefer çok daha saygısızca: "Konuşturmazlar bunu burada! Konuşturmazlar! öyle her geleni konuştururlar mı hiç? (Bir isim söyledi) .. gelmişti önceden. Onu da konuşturmadılar" dedi. Ben de artık sinirlenmeye başlıyordum.

------------------------------------------------------------

Bunun üzerine ben de yüzümde acı bir gülümseme ile "Sayın Powell, inanın bana, ben bunu size bir Türk milletvekili olarak söylüyorum. Arayabilir, arıyor da ancak bu konuda değil başka konularda arıyor. Küçücük çocuklar okullarının bahçelerinde bekletiliyor, velîler tartaklanıyor, hapse atılıyor, binlerce genç kadının gelecekleri başörtüsü yasağı ile karartılıyor ve Amerika'nın da içinde olduğu Batı dünyası bunlara sadece seyirci kalıyor" dedim.

           

 Anasayfa | English | Arabic | Medyada | Albüm | Köşe Yazıları | Başörtüsü Köşesi | Ziyaretçi Defteri | Konferanslar 
© 2009 mervekavakci.net