| |
|
|
Merve Kavakçı, Tempo24'e konuştu
“Başörtülü kadın oyunda bir kart haline geliyor pragmatist siyasette. ‘Tamam biz şu alanlara girelim, yükselelim. Karşılığında kurban olarak, size başörtülü kadınları verelim’ dercesine adeta. Alan memnun, satan memnun. ‘Onları görünmez kılarız, başörtülüler belirli alanlarda yine olmazlar’ anlayışı da denebilir… Muhafazakâr erkeklerle rejim el ele kol kola. Çöz çözebilirsen!”
Bu sözler, 1999 genel seçimlerinde Fazilet Partisi’nin İstanbul listesinden seçilen, Meclis’teki yemin törenine türbanıyla geldiği o meşhur fotoğrafla belleklerimize kazınan Merve Kavakçı’ya ait.
Son 10 yıldır ABD’de yaşayan, ancak sık sık Türkiye’ye gelen Kavakçı, Tempo24’e muhafazakâr erkeğin “dönüşüm”ünü anlattı. “Muhafazakâr erkeğin gelişen başörtülü kadına yetişemediğini” belirten Kavakçı’nın “dikkat” dediği değişim başlıkları şöyle: “Muhafazakâr erkek başörtüsü konusunda pes etti. Muhafazakâr erkeklerde daha köklü, tehlikeli bir değişim var. Muhafazakâr erkek başörtülü ve tahsilli kadına nasıl davranacağın bilmiyor.”
28 Şubat’tan sonra başlayan ve AKP iktidarı ile devam eden süreçte muhafazakâr erkeklerin değişimini konuşuyoruz. Siz, 10 yıldır ABD’de yaşıyorsunuz, Türkiye’ye gelip gidiyorsunuz. Gözlemlediğiniz değişimler neler?
Türkiye ile temasını kesmeyen, dışarıdan bir gözle, değişimi, burada değişimi yaşayanlardan daha iyi gözlemleyebildiğimi düşünüyorum. Sadece muhafazakâr kesim için değil toplumun geneli için bence durum şöyle: Türkiye daha açık, daha vokal bir toplum. Diğer yandan dindar bir kadın olarak dikkatimi çeken şeylerden biri, başörtülü sayısının çok artması. Başörtü gençlere indirgenmiş, çok çeşitlenmiş. Homojen bir başörtülü topluluğu yok. O kadar farklı ki… Bu güzel bir şey. Tabii o çeşitlilik farklı tesettür yorumlarını da beraberinde getirmiş. İşte buna şaşırıyorsunuz.
‘Başını örtüp namaz kılmayan insanlar beni şok ediyor’
Başörtülü kadınlarla ilgili en çok şaşırdığınız şey nedir?
Şaşırmak değil, beni şoke eden şeylerden biri başını örten ama namaz kılmayan insanlar. Bu çok büyük bir oksimoron-paradoks. İçsel bir çelişki. Üzücü bir durum. Başörtüsu belli bir hayat tarzının ölçüsüydü eskiden. Bunun artık böyle olmadığını görüyoruz. Aslında bir yerde kendi kendimizi kandırmış oluyoruz diye düşünüyorum. Tam burada kimi akıllardan şu geçiyor: “Kadınlar ya da genç kızlar bu örtünme modasına uyum sağlıyor.” Olabilir. Herkesin kendince sebepleri olabilir. Farkli şekillerde de örtünebilirler. Ancak tesettürün olmazsa olmazları ve tesettürün temel amacı göz ardı edilmemeli. Böyle olması beni en fazla rahatsız eden şeylerden biri.
‘Muhafazakâr erkeklerde daha köklü, tehlikeli bir değişim var’
Ya muhafazakâr erkeklerdeki değişim? Dışarıdan bir gözlemci olarak erkeklerde daha köklü, daha tehlikeli bir değişim olduğunu düşünüyorum. Görünüşteki, elbiselerdeki değişimden söz etmiyorum. Bazı semboller, sembolik değerlerinin ötesinde farklı anlamları da beraberinde taşırdı eskiden. Oysa şimdi neredeyse öyle değil. Onun için erkeklerdeki değişimi daha çok önemsiyorum.
‘Muhafazakâr erkek ehemle mühimi karıştırıyor’
Muhafazakâr erkeklerin değişiminde tehlikeli bulduğunuz yön nedir?
Muhafazakâr erkeklerin bir kısmında “ehemle mühimi karıştırmak” diye bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bunu, temel değerlerden sapma gibi değerlendirebiliriz. Türkiye’de muhafazakâr kesimde gördüğüm en önemli sıkıntılardan biri şuna dayanıyor. Entelektüel anlamda temel doğrulardan sapma olması ve buun mantıklı gibi gözüken açıklamalarla rasyonalize edilmesi, kendilerince meşruluk kazandırılması veya kazandırılıyor gibi gösterilmesi.
‘Muhafazakâr kesimde yozlaşma görüyorum’
Bunu örneklendirir misiniz?
“Bu zamanda olması gereken bu, başka ne düşünülebilir” gibi meşruluk kazandırma gayretleri. Şöyle: Muhafazakâr insan için var olmak dini bir bağlama oturtulmuştur. Siz bana kim olduğumu sorarsanız, “Eski bir siyasetçiyim, anneyim, öğretim üyesiyim, kadınım” demem. “Müslüman bir kadınım” da demem. “Ben bir Müslümanım” derim. Diğerleri benim alt kimliklerimdir. İşte Türkiye’deki muhafazakâr kesimin genelinde burada sorun görüyorum. Dindar insanların sosyal ya da siyasal alanlardaki tavizkâr tutumlarının bununla ilgisi var diye düşünüyorum.
Yani ilk önce “Ben Müslümanım” demek yerine “Ben şu partinin üyesiyim, şu kurumun müdürüyüm” demek mi?
Bu bir Müslüman için kendini tanımlandırma ve konumlandırma sorunu. Bu konuda muhafazakâr kesimde bir yozlaşma görüyorum.
‘Muhafazakâr erkek başörtüsü konusunda pes etti’
Bu dizi için konuştuğumuz başörtülü kadınlardan genelde şu cümleyi duyduk: “Muhafazakâr erkek için başı açık kadın moderndir.” Bu yoruma katılıyor musunuz?
Modernlik ve başı açık olmak ile doğrudan bağ kuran bir muhafazakâr erkek, rejimin öğrettiği “olması gerekenler” ve “olmaması gerekenleri” kabul etmiş, pes etmistir. Modernliğin başı açıklıkla ilişkilendirilmesi rejimin en büyük sosyolojik sorunlarından biridir çünkü. Onun için ben Meclis’e girdiğimde rejim şok yaşıyor: “Bu kadın bizim çizdiğimiz çerçevenin dışında bir başörtülü. “Modern” kadın için ortaya koyduğumuz özelliklere sahip. Hatta birçok alanda ultra modern sayilabilir… Ankara Koleji’ni bitirmiş, Amerika’da okumuş, paten yapıyor, araba kullanıyor, iki çocuğuyla yaşayan bir kadın.” Ama “Aaa bir problem var; başörtülü!” Bu bakıştaki sorunu, aynen muhafazakâr erkekte de görüyorsunuz. Muhafazakâr da sonunda bunu böyle kabul ediyor, başı açıklıkla modernlik arasında doğrudan bir ilişki kuruyor.
‘Erkeklerin değişimini, rejim de muhafazakâr toplum da kabul etti’
Benim modernizasyonun tek tip olması ön kabulüyle sorunum var. Rejimin empoze ettiği bu çifte standartlı modernizasyon, özellikle 1990’lardan sonra orta sınıfın oluşması ve bu sınıfın içinde muhafazakâr insanların artmasıyla daha da barizleşti. Benim gibi eğitimli, başörtülü, meslek sahibi kadınlar rejim için bir sorun teşkil etti. Ve üstelik bu, sadece rejim için değil muhafazakâr toplumda da sorun sayıldı. Erkeklerin değişimi hem rejim, hem muhafazakâr toplum tarafından kabullenildi, normal bir dönüşüm addedildi.

‘Muhafazakâr erkek başörtülünün kamusal alana girmesine razı değil’
Muhafazakâr erkeğin sosyal çevre değiştirirken, kadının bu çevrenin dışında tutulması bununla ne kadar ilgili?
Başörtülü kadınların yavaş yavaş kamusal alana girmesi, kendilerine orada bir “yuva” bulmalarına muhafazakâr erkek hâlâ razı değil. Tabii kadınları belirli bir yerde durağanlaştırmak sadece muhafazakâr erkeklerin yaptığı bir şey değil, rejim de bunu yapıyor, din eksenli tartışma alanındaki tıkanıklık da buna yol açıyor. Yani muhafazakâr erkeklerin başörtülü kadınlarla ilişkileri iki katmanlı bir problem teşkil ediyor. Biri rejimden doğan sorunlar, diğeri de İslam’da kadının konumu endeksli tartışmalardaki sorunlar.
‘Muhafazakâr toplumumuz başörtülüleri görmezden geldi’
Şimdi tam burada “O tarihte Merve Kavakçı olayı patlak vermeseydi, başörtülü kadınlar daha çok temsil hakkına sahip olacaktı” fikrindeki eski siyaset arkadaşınız hakkında ne düşünürsünüz? Bu görüşe hiç katılmıyorum, kaale de almıyorum. Başörtüsü sorunu ne benimle başladı, ne de benimle bitti. Benim milletvekili olarak seçilmem başörtü discourse’una bakıldığında çok geç bir hadiseydi. Bizim muhafazakâr toplumumuz başörtülüleri görmezlikten geldi. 1986 senesinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisiydim. Okulun yakınındaki Abdi İpekçi Parkı’nda açlk grevi yaptığımızda muhafazakâr erkeklerimiz bize dönüp bakmadı.
‘Sakallı bir erkek olsaydım, Merve Kavakçı olayı öyle olmazdı’
10 yıl öncesine dönsek. Meclis’e girmenizden sonra partiniz (Fazilet Partisi) bir basın toplantısı yaptı ve “Merve Kavakçı’nın arkasındayız” dedi. Fakat takibindeki süreçte partiniz arkanızda durmadı.
Doğru. Şunu açıkça ifade edeyim. Ben orada sakallı bir erkek olsaydım, bu böyle olmazdı. Kadına karşı olan bu çifte standart sadece muhafazakâr erkeklere özgü değil. Bana haddimi bildirmek isteyenler sadece beni hedef aldılar, benimle beraber aynı partiden, aynı dünya görüşüyle çalışan hiçbir erkeği hedef almadılar, böylece bir çifte standart gosterdiler, muhafazakâr erkekler de aynı çifte standardı gösterdi.
‘Başörtüsü söyleminde gelişim değil bir gerileme var’
Siz Meclis’e girmeden önce Tayyip Erdoğan “Partin arkanda durmayabilir”, Abdullah Gül ise “Başörtünü çenenin altından bağlasan iyi olur” önerilerinde bulunmuş. 10 yıl sonra bu önerilere nasıl bakıyorsunuz?
Aynı gerçekliği taşıyorlar. Bugün başörtülü bir kadın Meclis’e girse, partisi arkasında durur mu; sanmıyorum. Aslında burada çok önemli bir şey var. Türkiye’de birçok konuda değişim yaşandı. Ama başörtü sürecinde bir gelişim değil aksine bir gerileme var. Çene altından bağlamaya gelince… Bugün herhalde bunu teklif edecek bir muhafazakâr erkek yoktur artık.
Neden?
Çünkü çene altı da çok sembolik, tek tipleştirici bir yöntem haline geldi. Biz biliyoruz ki nereden bağlanırsa bağlansın, sen başörtülü bir kadınsın. Ağzınla kuş tutsan profesyonel kimliğinle bir yere giremezsin. Bu konuda bir gelişme yok, hatta gerileme var.
‘Muhafazakâr erkekler başörtü sorunundaki gerilemenin parçasıdır’
Erdoğan Cumhurbaşkanı olsaydı başörtüsü sorunu ile ilgili daha farklı bir çözüm olur muydu sizce?
Hayır, ben Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı arasında siyasal duruş açısından bir fark görmüyorum.
AKP’nin Merkez Karar Yürütme Kurulu’nda (MKYK) 10 kadın var. Bu 10 kadından beşinin başı kapalı. MKYK üyesi Ayşe Böhürler ile yaptığımız konuşmada “Partinin başörtülüye değil, başörtülü fotoğraf vermekten yana olmadığını” duyduk. Sizce muhafazakâr erkek en azından siyaset içinde ne denli değişmiş oluyor?
Siyasal veya toplumsal açıdan baktığımızda başörtüsüyle kötüye giden bir değişim, daha doğrusu gerileme var. Ben Meclis’e girdiğim zaman başörtülü bir kadının profesyonel olarak kamusal alanda bulunmasıyla, milletvekili olarak var olabilmesiyle ilgili bir tartışma vardı. Oysa bugün kamusal alanda bulunan erkeğin yanında başörtülü eşi bulunsun mu, bulunmasın mı tartışması yaptık. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Merkez Bankası Başkanlığı seçiminde bu konuşuldu. İster hürriyet, ister demokratikleşme açısından bakın, bu müthiş bir gerilemedir. Muhafazakâr erkekler de bu gerilemenin bir parçasıdır.
‘Erkekler, başörtülü kadını oyunda bir kart olarak kullanıyorlar’
Erkekler sahip oldukları “iktidar-güç” çoğaldıkça başörtülü kadınların durumuna dair bu gerilemeye razı mı oluyor?
Tabii. Çünkü bir token (jeton) olarak kullanıyorlar, rejim ve muhafazakâr erkek egemen siyasi toplum icin.
Başörtülü kadın mı jeton?
Evet, başörtülü kadın oyunda bir kart haline geliyor pragmatist siyasette. “Tamam biz şu alanlara girelim, yükselim. Karşılığında kurban olarak, size başörtülü kadınları verelim” dercesine adeta. Alan memnun, satan memnun. “Onları görünmez kılarız, onlar belirli alanlarda yine olmazlar” anlayışı da denebilir. Zira sonuçta öyle oluyor. Burada şunun altını çizmek istiyorum. Bu sadece muhafazakârlıkla ilgili bir sorun değil, rejimle ilgili bir sorun. Ayrıca İslam dünyasında “kadının yeri” ile ilişkili bir şey. Muhafazakâr kadının toplumsal hayata katılımı nasıl olmalı; bu konuda İslam dünyasında zaten bir ağrı, sıkıntı var. Bir de buna Türkiye’deki özel nedenlerle muhafazakâr erkeklere özgü sıkışmışlık eklenince iş böyle oluyor. Şurası çok önemli: Tüm bunlara rağmen Türkiye’deki başörtülü kadın içinden çıktığı muhafazakâr toplumdan daha çabuk gelişti, daha çok adapte oldu değşen dünya şartlarına. Yürüdü ve gitti. Muhafazakâr toplum buna tam da yetişemedi. Böyle olunca siz kimseye yaranamayan bir yaratık haline dönüşuyorsunuz başörtülü bir kadın olarak. Dış görüşünüz itibariyle laik kesim için gerici bir kadınsınız. Muhafazakâr kesime göre de çok büyük bir değişimden geçtiniz, başörtülü kadının olması gereken yerde, evde, değilsiniz.
‘Muhafazakâr erkeğin demokratikleşmesi son derece seküler’
“Başörtüsüne özgürlük” diyen ama kadının olması gerektiği “sınırları” çizen siyaset yapan erkeklerin kadınlara uyguladıkları en büyük çifte standart nedir?
Siyasal bilimci olarak bulduğum bir tabir var; “democratization of mind” yani “aklın demokratlaştırılması.” Erkekler bu süreçte “Herkesin özgür olması lazım. İnsanlar eşit haklara sahip olmalı. Başörtülü de öyle olmalı, başı açık olan da” şeklinde düşünmeye başladılar, bunu içselleştirdiler. Ama bir Müslüman olarak henüz o bakışta değiller. Mesela dini çerçevede kadının olması gerektiği yer konusunda hâlâ gelişme gösteremediler. Demokratikleşmeleri son derece seküler. Bir Müslüman olarak (entelektüel anlamda konuşuyorum) kadınla ilgili yormaları gereken zihni henüz yormadılar. İslam’da kadın sorusu, sorunuyla ilgili yol kat etmediler. Bu bir çelişki oluşturuyor. Tabii tüm bu yorumlarımdan bağımsız, Türkiye’de sadece dini anlamda değil her alanda kadının varlığına inanan ve bunu uygulayan erkekler var. Ancak bunlar istisna kabul edilebilir.
‘Erkekler, başörtüsü sorunun sonuçlarını kanıksadılar’
Zamanında Fazilet Partisi’nde sizinle siyaset yapan şu anda hükümette etkin görev alan erkekler, sizinle beraber fotoğraf verebilecek kadar demokratikleşti mi?
Beni sembolik olarak kullanıyorsunuz.
Evet.
Hayır, veremez. Çünkü rejimin bu kişiler üzerinde oluşturduğu baskı ile başörtülü kadının tek tipleştirilmesi onlar tarafından son derece özümsendi. Bir yerde “Kardeşimiz, bacımız, kızımız okula giremiyor, şuraya giremiyor” diye ağıt yakmaya devam ediyor. Öte yandan bu sonuçları kanıksıyor. Mesela muhafazakâr erkeklerin yönettiği farklı kurumlarda görev alan başörtülü hanımları görüyorum. Bu kadınlar işe alınıyor, görevlendiriliyor, çalıştırılıyorlar diğer yandan başörtülü fotoğraf vermekten imtina ediliyor. O hanıma görev veriyorsunuz, ama basın toplantılarında, uluslararası toplantılarda onları birer birer çıkarıyorsunuz. Bunu da “Karşı tarafın, rejimin bu meseleye bakışını biliyorsunuz” veya “bizi sıkıntıya sokmayın” diyerek gerekçelendiriyorsunuz. Hak ne oldu, hukuk ne oldu? Ya kul hakkı? Bundan söz eden olmuyor. Onun için bu mesele erteleniyor, erteleniyor. Gün geçtikçe daha da kötü hale geliyor. Bu arada başörtülü kadınlardaki olumlu değişim her an devam ediyor. Bir gün gelecek bu kadınlar patlayacak. Bu kadınları daha fazla nasıl bir konteynırın içinde tutabilecekler; bilmiyorum. Kadınlar muhafazakâr erkeği “zenginleştiren” ama kadını hala “özgürleştirmeyen” partilerden hesap sorabilecek mi? Hesap soracakları zaman gelecektir muhakkak. Çünkü bu kendi fikirlerinizi başkasına empoze etme sorunu değil, bir var oluş sorunu. Bu bir yerden bir patlak verecek. Ya başörtülü kadınlar lokomotif olup, toplumu belirli bir yere çekip, erkekleri güncelleyecekler ya da bu iş bir patlak verecek.
“Gel beraber siyaset yapalım” teklifi alsanız kabul eder misiniz?
Zor bir soru bu. Tek tük, göstermelik, vaziyeti kurtarma babında bir hareketin içinde olmam. Benim düşüncem “Merve gel siyaset yap”tan yana değil, siyasetin içinde Merveler olmasından yana.
‘Muhafazakâr erkek başörtülü ve tahsilli kadına nasıl davranacağın bilmiyor’
Başörtülü kadınların yaptığı bir yorum da şu: “Artık başörtülü genç kız iyi bir üniversite mezunu olsa bile geleceği parlak bir muhafazakâr erkek için makbul eş adayı değil.”
Maalesef doğru bir tespit. Ben de bunu görüyorum. Bunun iç içe geçmiş, katmanlı sebepleri var. Bir; başörtülü kadının rejim tarafından tehdit olarak görülmesi sebebiyle muhafazakâr erkeğin -ki bu bir de yükselecekse- ona eşlik edecek kadının başının açık olması zorunluluğunu hissetmesi. İkinci nedende iki şık var; sosyolojik ve dini algılar. Sosyolojik anlamda muhafazakâr erkek başörtülü ve tahsilli kadına nasıl davranacağını bilmiyor. Rejimin “Başı açık eşittir modern kadın” algısı nedeniyle uhafazakâr erkeğin bilinçaltında başı açık kadına karşı bir hayranlık algısı gelişiyor. Onun içindir ki aynı konumda çalışan bir başörtülü bir başı açık iki kadından başı açık olanın mesleki tecrübeleri beraber çalıştığı erkekler tarafından diğer kadınınkine nazaran daha takdire şayan bulunuyor. Dinsel anlamdaki sorun da şu: İslam’da kadının konumu global bir tartışmanın parçası. İslam dünyasında nereye bakarsanız bakın İslam’ın ilk yıllarından bu yana kadının genel manada konumunda bir gerileme olduğunu görüyoruz. Erkek bu noktada bir çelişki yaşıyor.
‘Muhafazakâr erkekler kadınlara yetişemedi, durum bu’
Nasıl bir çelişki bu?
Muhafazakâr erkek yanında başörtülü kadın varsa “Acaba rejim ne der?” sorununu yaşamıyor. “Rejimin gözünde karımın nerede olduğunu biliyorum, ama dinde karımın yeri nedir, ne olmalıdır? Çalışması, eve ekmek getirmesi uygun mudur?” Erkek bunu da yaşıyor. Tabii böyle olunca hiçbir yol kat edemiyorsunuz. Kadının eğitimli olması, ata binmesi, tahsilli olması... Bunları yapan, bu olumlu değişimi geçiren başörtülü kadınlarla muhafazakâr kesim ve o kesimin erkekleri arasında bir diyalog bozukluğu oluşturdu. İngilizce söyleyeyim mi bunu; They couldn’t catch up with us, that is the point (Erkekler kadınlara yetişemediler, durum budur). Başörtülü kadınlar eskisi gibi “olmaları gerektiği” gibi sessiz değiller. “Olmaları gerekeni” söyleyen sadece muhafazakâr erkekler değil, rejim de tabii.
‘Rejimle muhafazakâr erkek kol kola, çöz çözebilirsen!’
Ama şimdi muhafazakâr erkeklerle rejim çok kol kala, değil mi? Kesinlikle! Çöz çözebilirsen, el ele kola kola… Çok güzel doktora tezleri yazılacak bir konu! İlginç, ne ilginç. Bir daha tez yazasım geliyor.
MERVE KAVAKÇI KİMDİR? Merve Safa Kavakçı, İslam Hukuku profesörü Yusuf Ziya Kavakçı ile Alman Dili ve Edebiyatı okutmanı Gülhan Kavakçı çiftinin en büyük kızı olarak 1968'de Ankara'da dünyaya geldi. Çocukluğu İstanbul, Erzurum'da geçti. Lise egitimini Ankara TED Koleji'nde aldı. Türban yasağı nedeniyle Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden ikinci sınıfta ayrıldı. ABD’de Texas Üniversitesi'nde Bilgisayar Mühendisliği okudu. Türkiye'ye döndükten sonra Refah Partisi ve Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu’nda Dış İlişkiler Başkanı olarak görev yaptı. 1999 genel seçimlerinde İstanbul 1. Bölge'den milletvekili seçildi. Yemin törenine türbanıyla gelen Kavakçı nedeniyle yaşanan kriz, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Meclis kürsüsünden “Bu hanıma haddini bildirin” sözleriyle Türkiye’nin gündemine oturdu. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kaybettirilerek” milletvekili seçilemeyeceğine hükmedildi. 1999 yılında ABD'ye yerleşen Kavakçı Harvard Universitesi’nden Kamu Yönetimi Yüksek Lisansı, Howard Universitesi’nden Siyasal Bilim doktorası aldı. Halen George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi'nde öğretim üyeliği ve Vakit Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapıyor. “2010 yılı Dünyada kim kimdir?”e seçilen Kavakçı, 18 ve 19 yaşında iki kız çocuğu sahibi.
Selin Ongun / Tempo24
02.06.2009
|
|
|
|