| |
|
|
Ayşe Böhürler, Tempo24'e konuştu
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk kez iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından geçen sürede muhafazakâr kesimdeki “dönüşüm”e nişan alan bazı haberleri hatırlayalım:
“İslamcı erkekler Sibel Can gibi eş istiyor”, “Jip kullanan- Dolce Gabanna’lı türbanlılar”, “İslami burjuvazi evini nasıl döşüyor?”, “Muhafazakâr kesimin en gözde tatil noktaları…”
Şimdi bu “dönüşüm filmi”ni biraz daha geriye saralım.
Yıl 2001. Ahmet Hakan, Kanal 7’de İskele Sancak programını sunuyor. Programın o günkü konusu “İslam’da Kadın.” İslam ve kadın sorunları üzerine önemli çalışmalara imza atan Dr. Hidayet Tuksal, program konuklarından biri. Tuksal’ın annelik ve kadınlık konumunu sorgulayışı kadar program esnasında bacak bacak üstüne atışı da İslami kesimde kıyametler koparmıştı. Tuksal’a yönelik en sert eleştiri, “İşte bu bir fitnedir, kadın-erkek eşitliği olamaz” yazısıyla Hüseyin Besli’den (Başbakan Tayyip Erdoğan’a yakın isimlerden, AKP İstanbul Milletvekilli) gelmişti.
Tam burada, muhafazakâr kadınlarla muhafazakâr erkekleri konuştuğumuz yazı dizisine neden bu “hatırlatma”larla başladığımızı belirtmek gerek. Görüştüğümüz muhafazakâr kadınlar, sosyal statüsü ve çevresi değişen muhafazakâr erkeğin “yeni dünyası”na başörtülü kadınların ne ölçüde girebildiğini sorguluyorlar. Bir başka deyişle geçmişte “kadın-erkek eşitliği olamaz” diyen kendi mahallerinin erkeklerinin bugün başı açık kadın ve başörtülü kadını eşit görmeyen tutumlarını tartışıyorlar.
Yazı dizimizin ilk konuğu AKP’nin kurucularından ve partinin en üst karar organı olan Merkez Karar Yönetim Kurulu’nda üyeliği devam eden Ayşe Böhürler. Böhürler ile muhafazakâr erkeklerin değişimini ve bu resmin içindeki başörtülü kadınların yerini konuştuk.
Muhafazakâr erkekler -birlikte çalıştıkları iş arkadaşları, sevgilileri, komşuları vs. olabilir- başı açık kadınlara gösterdikleri hangi toleransları başörtülü kadınlara göstermiyorlar?
Muhafazakâr erkeklerin geçmişteki yaklaşımı ile bugünkü yaklaşımları çok farklı. Bu soruyu 10 yıl önce cevaplıyor olsaydım, çok daha sert çizgiler, örnekler vardı. Bugün muhafazakâr erkeklerin başı açık kadınlar ile başı kapalı kadınlara davranışları arasındaki farklar azaldı. Ama tabii yine de bazı farklar var. Muhafazakâr erkek ya da kadın, bu kesimin yetişme koşullarını, daha ataerkil, kadın ve erkeğin daha ayrı yaşadığı ortamlar şekillendiriyor. Bu insanlar, sosyal hayatta muhafazakâr bir kadın ve erkeğin birlikte bulunmasını yadırgayan bir gelenekten gelmiş. Dolayısıyla erkek, iş hayatında karşısında muhafazakâr, kendi görüşünden gelen bir kadını görünce irkiliyor. Bilinçaltı düşüncesi ilk anda şu oluyor: “Bu burada ne arıyor, bu kadar erkeğin içinde işi ne?”
‘Dindar erkek, yanında başörtülü olmayınca rahat çalıştı’
Muhafazakâr erkeğin başörtülü kadınla birlikte çalışması, 10 yıl önce nasıl cevaplanıyordu?
28 Şubat öncesi ve sonrasında bu durum çok fark etti. 28 Şubat öncesinde Müslüman kadın ve erkek birlikte çalışmayı, iş arkadaşlığını bir noktaya getirmişlerdi. Oysa 28 Şubat ile “başörtülü iş arkadaşları” muhafazakâr erkeklerin daha dindar görünmesine sebep oldu. Bir manada başörtülü iş arkadaşları muhafazakâr erkeklerin fişlenmesine, etiketlenmesine sebep oldu. Fiziken durum şöyle: Herhangi bir müessesede başörtülü bir kadın yoksa o iş yerinin dindar birine sahip olup olmadığını anlamanız mümkün değil. Hiç unutmuyorum; Taksim’de bir ofiste çok şaşkınlığa uğramıştım. Büyük bir ofisti. Fethullah Gülen cemaatine mensup ya da benim öyle olduğunu düşündüğüm birinin ofisiydi. Bir konuda çekim yapmak için oradaydık. Önümüzde “representer” olarak gayet hoş, mini etekli bir hanım vardı. Müessese sahibinin kimliğini anlayabileceğiniz hiçbir ipucu yok. Çekim için arkada bir oda açıldı. Oraya geçtiğimde ise bilgisayarların başında dört başörtülü kız gördüm. Bu benim için çok trajik bir şeydir. Sonra kızlarla da konuştum. Hepsi üniversite mezunu, eğitimli. Fakat belli ki işin mutfak kısmındalar. Ve “mini etekli hanımefendi” için açılan o kapı, onlar için çok kolay açılan bir kapı değildi. 28 Şubat sonrasındaki dönemde durum böyleydi. O korku ortamı neticesinde birçok yerde başörtülü kız işten çıkarıldı ya da böyle “saklandı.” Dindar erkekler ise yine de işlerinisürdürdüler. Yanlarında başörtülü olmayınca, sekreteri başörtülü olmayınca çok daha rahat çalışma imkânına kavuştular.
‘Muhafazakâr erkeğin başı açık arkadaşa toleransı daha yüksek’
Peki şimdi durum nedir?
2000-2002 ile başlayan dönem ve 15 yıl öncesi arasında büyük fark var. Ama yine de şöyle bir gözlemim var. Muhafazakâr erkek, başı açık gazeteci arkadaşıyla (doktor, mühendis vs. de olabilir) birlikte çok fazla şey paylaşabilir. Şakalaşabilir, dostluk kurar. Başı açık kadının eve geç gitmesi sorun değildir, onunla belirli ortamlarda bulunmak sorun değildir. Yani muhafazakâr erkeğin başı açık arkadaşına toleransı daha yüksek olan bir algısı söz konusudur. Ama aynı ortamlara bir başörtülü gittiğinde, aynı hareketleri bir başörtülü yaptığında, bu, soru işaretleri uyandırır. Bu soru işaretleri bazen namusla ilgilidir, bazen hafiflikle, bazen karakter bozukluğuyla, bazen dini manada zayıflıkla ilgilidir. Muhtelif soru işaretleri göz bebeklerinde geçer, görürsünüz. Bu tabii şimdi çok aza indirgendi.‘Özgür ruhlu başörtülülerin tavrı erkekleri değiştiriyor’
Bu düşüşe ne sebep oldu?
Bunda bizim kuşağımızdaki kadınların, gençlerin çok büyük payı var. Kendi programını kendi yapan, gece 12’de eve giden, bir erkeğin hamiliğine ihtiyaç hissetmeyen daha özgür ruhlu başörtülü kızların, erkeklerin bu muhafazakâr tutumlarını takmayan ısrarlı tavırları, bu değişim sürecini hızlandırdı. Bu manada Kanal 7 deneyiminin çok önemli olduğunu düşünürüm. Yayınlardan sonraki tepki telefonlarını hatırladığımda bugünkü değişimin yönünü daha iyi görüyorum. “Müslüman bir kadın, bacak bacak üstüne atamaz”dan tutun seçilen kıyafet, televizyon çekiminin gerektirdiği cüzi makyaj dahi eleştiri konusu olurdu. İlk zamanlarda modacı bir arkadaşımın tasarladığı pantolon tunik takımla ekrana çıkmıştım. O takım bile eleştiri almıştı. İlk başladığım günlerde dışarıdan bakanlar şöyle derdi: “Orada nasıl çalışıyorsunuz; kızlarla erkekler dip dibe çalışıyormuş. Bu İslami’ mi?” Bu “İslami mi?” sorusu 2000’den önce çok daha fazla soruluyordu. 2000’den sonra tüm bunlar önemini kaybetti. Tabii çok kapalı cemaatlerden söz etmiyorum.
‘Bir kadının yüzüne bakamayan çok dindar erkek tanırım’
Fakat 1990’lı yıllarda iş toplantısında size sırtını dönerek konuşan muhafazakâr erkekler olmuş, değil mi?
1992 yılıydı, bir yayın kurulu toplantısına katılmıştık. İki beyefendi bizimle, sırtlarını dönerek konuşmuştu. Tabii bunda yetişme koşulları, o utangaçlık, kadınlarla birlikte vakit geçirmemiş olmanın etkisi var. En yakın gördüğü kadın annesi veya kız kardeşi. Bu yetişme koşullarını bir tarafa bırakamayız. Dolayısıyla bu, sadece dini algıyla ilgili bir şey değil. Mesela bir kadının yüzüne bakamayan çok dindar erkek tanırım. Aslında bu utanmayla da ilgili, bir kadının yüzüne bakmaktan utanıyor, sakınıyor. Bir manada bu takdir edilecek de bir şey bir taraftan. Bu tavırlar, 1990’lı yıllarda çokça gördüğümüz tavırlardı. 2000’li yıllarda bu tarz tavırlar kalmadı.
‘Muhafazakâr erkek başı açık kadını yakınlaşmaya daha müsait görüyor’
Peki “2000’li yıllarda muhafazakâr erkekler kadınlara sırtlarını dönerek toplantı yapmıyor. Başörtülü çalışma arkadaşlarıyla rahatça ahbap oluyor. Ama yine de başörtülü kadınlara hâlâ mesafeliler” demek doğru mu?
Tabii böyle bir durum var. Muhafazakâr erkek, başörtülü kadının tepkisinden korkuyor. Başörtülü kadın için “Konuşsam bana cevap verir mi; elimi uzatsam sıkar mı” gibi düşünceleri oluyor. Nitekim böyle başörtülü kadınlar var. Dolayısıyla muhafazakâr erkeklerde “Açık kadınlarla rahat konuşulabilir, rahat sohbet edilebilir, rahat arkadaşlık edilebilir. Ama başörtülü kadınlarla kolay kolay böyle arkadaşlık edilemez” gibi hissediyor olmalılar.
Başı açık kadınlara “bacım” diye hitap etmeyip, onları flörte daha yakın bulmaları da bununla mı ilgili?
Tabii başı açık birini yakınlaşmaya daha müsait görüyor. Yakınlaşmak için flört ettiğinde daha az tepki alacağını, karşı tarafın daha kolay sinyal verebileceğini düşünüyor. Başörtülü bir kadının sınırlarını muhafazakâr bir erkek elbette herkesten çok daha fazla biliyor. Ve o noktada başı açık kadınlarla birlikte olmayı tercih edyor. Burada çok önemli bir konu var.
‘Erkek başörtülü kadının kendisini deşifre edeceğini düşünüyor’
Nedir?
Sosyal hayatın tüm şekillenişi aslında siyasi algı ile doğrudan ilgili. Dindar erkekler başörtülü kadınlarla birlikte oldukları zaman kendilerinin deşifre olduğunu düşünüyorlar. O deşifreden dolayı sosyal ortamlarında ya da iş hayatlarında fazla başörtülü olsun istemiyorlar. Mesela iş adamlarının yemeklerine başörtülü eşlerini götürmemeleri. Rahmetli Hasan Doğan (görevi sırasında yaşamını yitiren Futbol Federasyonu Başkanı) eşi ile maça gittiğinde birkaç dindar işadamından şunu işittim: “Ya helal olsun. Biz bunca zaman ne kadar önemli işlerimiz oldu. Eşlerimiz başörtülü diye götüremedik.” Çünkü başörtülü eşi götürdüğü an deşifre oluyor. Etrafta da şöyle önyargılar var: “Başörtülü bir eş bir şey bilmez, cahildir, köy ‘background’una sahiptir, o sosyal ortama uyum sağlayamaz.”
‘Birçok erkek, beni temsile layık değilsin, duygusunu veriyor başörtülü kadına’
Dolayısıyla muhafazakâr erkekler “Başörtülülere özgürlük, bu insanları evlerine kapanmak durumunda bırakmayın” deseler de onlar da bu duruma vesile oluyor.
Doğru. Menfaatleri, işleri gibi sebeplerle bu duruma vesile oluyor. Bu manada ben Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın eşleri ile birçok yere birlikte gitmelerini önemsiyorum. Çünkü kadın, bir başörtülü olarak eşinin yanında kendini temsile layık hissediyor. Birçok erkek “Sen böyle bir temsile layık değilsin. Benim yanımda bulunamazsın” duygusunu veriyor başörtülü kadına. Böyle bir tabunun kırılmasında Emine Hanım’ın, Hayrünnisa Hanım’ın ve bakan eşlerinin büyük etkisi var. Kadınlarda “Başörtülüyüm, ama eşimin yanında onu temsil edebilirim” algısını oluşturuyor. Daha önce böyle bir rol model yoktu.
Muhafazakâr erkeklere göre başörtüsü sizin kaçıncı kimliğiniz?
Birincil kimlik. İlk önce sizi bir başörtülü olarak algılıyor. Daha sonra kendi davranışlarınızla, kendi kimliğinizi oluşturabilirsiniz.‘Muhafazakâr erkeklerin de başörtülüler konusunda önyargıları var’
Siz ‘Modern olmak için illaki başı açık olmak gerekmiyor’ diyorsunuz. Sizce muhafazakâr erkekler başı açık olmayı modernlik kriteri olarak buluyor mu?
Elbette başı açıklığı modernlik kriteri olarak görüyor. Ofisinde başı açık biri olmasının onu da daha modern yaptığını düşünüyor. Seküler dünyada insanların nasıl önyargıları varsa muhafazakâr erkeklerin de başörtülü konular konusunda benzer önyargılara sahipler. Hatta bazen onlarda çok daha fazla önyargılar var.
Nasıl önyargılar? Başörtülü olmanın modern dünyayla çok bağdaşmayan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Tabii sözde değil elbette. Ama uygulamaya baktığınızda modern olma koşulunu kadın açısından başı açık olmakla özdeşleştiriyorlar. Erkeklerin görünümlerinde “Bu dindar bir erkek” diyebileceğiniz bir ipucu yok. Takım elbisesini giyiyor, kravat takıyor, 28 Şubat’tan sonra birçok erkek zaten bıyığını, sakalını kesti. Bir erkeğin dindar olduğunu dış görünümüne bakarak nereden anlarsınız; elinde gümüş yüzük varsa, içkili bir ortamda içki almıyorsa… Oysa bir kadın için durum böyle değil. Başörtünüzü örttüğünüz anda bütün o toplumsal önyargıların içindesiniz. İsterseniz dünyanın en modern, en stil sahibi, en hoş giyinen kadını olun başınızı örttüğünüz anda bütün başörtülüler aynı kategoriye giriyor.
Nasıl bir kategori bu?
Eğitimsiz, sosyal hayattan uzak, antimodern vs. Bu önyargılar elbette dindar erkeklerde de var. Onlar da başörtülü kadınların iş dünyasını bilmediklerini, sosyal alanda acemi olduklarını düşünüyorlar. Eğitimlerinden kuşku duyuyorlar. Son derece eğitimli ve kariyer sahibi başörtülü bir kadınla onun yarısına sahip bir dindar erkeğin hayat çizgilerini kıyaslayın. O çok kariyerli, başörtülü kadın kendinden düşük seviyedeki bir dindar erkek karşısında sürekli kendini ispat etmek zorunda bırakılır. İş görüşmelerinde bunu çok hissederim. O kadar vasat insanlarla muhatap oluyorsunuz ki çoğu zaman. Fakat o vasatlıklarıyla onlar bir mevkiye gelebiliyor. Ama çok daha donanımlı kadın bir yere gelemiyor.
‘Seküler dünyanın baskısı Müslüman erkekleri kompleksli yaptı’
Reklam ajansı sahibi muhafzakâr bir patron, kariyer ve eğitimleri denk iki genç kadının iş başvurusunu, başı açık olanı işe alarak sonuçlandırıyor. Bu örneğe şaşırır mısınız?
Bu çok gerçek ve yaygın bir realite.
Ama bunu yapan “Başörtüsüne özgürlük” diyen muhafazakâr bir erkek.
Şöyle düşünün. İş dünyasında başörtülüyü işe alırsa deşifre olacak. Oysa o deşifre olmak istemiyor, önyargıyla karşılaşmak istemiyor. Muhafazakâr erkekleri böyle davranmaya biraz da seküler dünya itiyor.
‘Başı açık ve kapalıya çifte standartta seküler baskının etkisi var’
Yapmayın. Bu durum onları aklar mı?
Muhafazakâr erkekleri aklamak anlamında söylemiyorum bunu. “Muhafazakârım, kendim gibi düşünen birini işe alayım” gibi bakmıyor mevzuya. Kapitalist dünyanın yaklaşımı içinde işini risksiz götürmek istiyor. Başı açık bir kadını sosyal ortamda birlikte çalışma imkânı açısından daha kolay buluyor. Muhafazakâr erkeklerin değişiminde Türkiye’deki seküler dünyanın baskıcı yaklaşımını göz ardı etmemek lazım. Erkeklerin başörtülü ve başörtüsüz kadınlara gösterdiği çifte standartlarda onların da etkisi var. Bunu yok sayarak muhafazakâr erkekleri eleştirmek doğru bir yaklaşım değil. Bu tespitlerimin hiçbirinde suçlayıcı değilim. Öyle bir yaklaşımı doğru bulmuyorum. Meseleye insanı anlamaktan bakıyorum. Dini, “Daha adil olmak” olarak gördüğüm için dindar erkeğin daha adil olmasını bekliyorum. Fakat şunu da söylüyorum; seküler dünyanın baskısı Müslüman erkekleri kompleksli yaptı. Burası bir realite. O kompleksin dışavurumlarıdır bunlar.
Bıyıkların kesimi de bu kompleksi yenmek için mi?
Uyum sağlamak, diyelim ona. Ayakta kalmak, kendini kamufle etmek, deşifre olmamaya gayret etmek. Modern dünyanın insanının bunalımları var elbette. Modern dünyanın içinde dindar olan insanların -kadın ya da erkek- bunalımları, çelişkileri var. Bıyığı kesmek bunların bir parçası.‘Papermoon’a başörtülü yerine başı açık kadınla giden bir sınıf var’
Kadın-erkek ilişkilerinde kişinin kendini “daha kadın” ya da “daha erkek” hissetmesi karşı cinsin size hissettirdikleri ile doğrudan ilişkili. Muhafazakâr erkek başörtülü kadına “bacım-abla” diyerek ondan “kadınlık” kimliğini alıyor mu?
“Alıyor” dersek o zaman evlilik yapamazlar.
Demek istediğim şu: Başı açık kadın şık bir kıyafet giymiş. İş yerinden bir erkek arkadaşı “Çok hoşsun bugün, gözlerimi alamıyorum” diyerek ona kompliman yapıyor. Benzer komplimanı muhafazakâr erkek başörtülü kadına yapabiliyor mu?
Bu manada çok dişice değil belki ama benzer tonlarda diyaloglar elbette var. Sonuçta örtünün dişiliği kapatan bir tarafı var tabii ki.
Şöyle bir tespit var: “Muhafazakâr erkek ‘bacım’ söylemi ile başörtülü kadını dişi kimliğinden uzaklaştırırken, âşık olunacak kadını başı açık olanlardan seçiyor.” Bu bakışa katılıyor musunuz?
Âşık olunan, flört edilen birçok başörtülü kadın var. Fakat şöyle bir durum da var. Muhafazakâr erkek âşık olduğu kadını aynı zamanda sosyal ortamda da yanında taşımak istiyor. Ve başörtülü bir kadını götüremeyeceği yerler var. Dindar erkeğin geçirdiği bir dönüşüm var. Gittiği yerler, yemek yediği yerler, tatil yaptığı yerler değişti. Tabii burada tüm muhafazakâr erkekleri genellemek de doğru değil. Başörtülü kadını taşıyabileceği yeri sınırlı olarak görüyor. Papermoon’a başörtülü bir kadınla gitmek yerine elbette başı açık bir kadınla gitmeyi tercih eden bir sınıf da var. Sonuçta dindar erkek bir sınıf atladı.
Ya dindar kadın? Eş statüsünden elbette. Eşleri ile birlikte o sınıfsal durumu yakalayanlar var. Ben dindar biri olarak sınıf yaklaşımını reddeden biriyim. Sınıf atlama gibi bir çaba dindarlıkla bağdaşan bir şey değil. Dindar kadının sınıf atlama gibi bir talebi olmasını dindarlığın doğasına aykırı bulurum. Erkeğinkini nefsinin peşinde koşmak olarak gördüğüm için daha farklı yorumluyorum.
‘Muhafazakâr erkekler çok büyük bir değişim geçirdi’
Sizce hangisi daha büyük bir değişim geçirdi: Başörtülü kız / kadın yanında sevgilisi / eşi / nişanlısı var. Sizce “parktaki o bankta öpüşen” başörtülü kadın ve erkekten hangisi daha çok değişti?
İkisi de büyük değişim geçirdi. Hep kadınların e başörtüsünün değişimi konuşuluyor. Ama ben muhafazakâr erkeklerin de çok büyük bir değişim geçirdiğini düşünüyorum.
“Başörtüsü de değişim geçirdi” dediniz. Eğer ben bu konuşma başladığından bu yana başörtüsü yerine türban deseydim, kurduğumuz iletişim ne yönde değişirdi?
Ben türban sözünü sevmiyorum ve kullanmıyorum. Bizim örtümüz başörtüdür. Dindar Müslümanlığın gereği olarak taktığımız örtüdür.
Türban dediğim için iletişimimizin seviyesi düşer miydi; yakınlığı azalır mıydı?
Türban ön yargılı, siyasi tartışmalara götürülen bir kavram olduğu için elbette iletişimimizi etkilerdi. Ama sürekli kendimizi anlatmaya, aynı şeyleri binlerce kez söylemeye çok alıştık. O yüzden türban demeniz iletişimimizi çok da etkilemezdi.
‘Muhafazakâr erkek flört ettiği kadına ‘Saçların ne renk’ diye sorabilir’
Muhafazakâr erkek flört ettiği kadına “Merak ediyorum. Saçların ne renk?” diye sorabilir mi?
Sorabilir. Niye sormasın ki? Tabu bir şey değil, sorabilir diye düşünüyorum. Mantıklı olarak sormaması için bir neden yok gibi gözüküyor.
Benim size “Saçınız ne renk?” diye sormam abes olur mu?
Olur, çünkü elinize ne geçecek diye düşünürüm. Flörtte durum farklıdır. Karşılıklı başka bir algı söz konusudur. Ama böyle bir diyalogda saçımın rengini öğrenseniz ne olacak, öğrenmeseniz ne olacak, diye düşünürüm. Dindar olmak zaten sizin dişi vasıflarınızla değil, başka özelliklerinizle tasvip edilmenizi uygun görür. O yüzden böyle bir soruyu manalı bulmam. “Vay saçımın rengini söyledim, deşifre oldum” gibi bir kaç-göç haline de girmem.
‘Siyaset her parti de çok erkek egemen, kendimi yorgun hissediyorum’
AKP’nin kurucuları arasındasınız. Geçen süreçte parti içinde “kadına bakış” ne ölçüde değişti?
Bugün geldiğimiz noktada çok dostluklar ortaya kondu, birlikte çalışma becerisi gelişti, kadınlarla çalışma tecrübesi hiç olmayan erkek siyasetçilerin literatürü gelişti. Eskiden bir kadın milletvekiline, yöneticiye çok daha fazla direniş gösteriyorlardı. Bugün evrensel standartlara uymanın kadın-erkek eşitliğinden gelen bir unsur olduğuna dair bilinç yükselmesi oluştu. Bir değişim var. Ama biz de yorulduk. Ben kendimi çok yorgun hissediyorum. Siyaset ne olursa olsun her parti için çok erkek egemen bir şey. Parti ilk kurulduğu yıllarda kadınlara yönelik yenileşmeler açısından daha çok heveskârdım. Ama zamanla bir şekilde yoruluyorsunuz, sürekli aynı şeyi anlatmak, izah etmek. Erkek dünyasının binlerce yıllık taşıdığı o hükmetme, iktidar geleneğinin çok kolay yıkılamayacağını görüyorsunuz.
MKYK’nın 10 kadın üyesinden beşinin başı açık. MKYK’da başörtülü üyeler için “Şunların sayısını daha az tutsak” diyen üyeleri de biliyoruz.
Onu diyenler, konuya şöyle bakıyor: “Biz İslami bir parti değiliz. AK Parti başörtülü eş ya da başörtülü üyelerle fotoğraf verdiğinde bu parti İslami bir parti olarak algılanıyor.” Oysa AK Parti’nin hiçbir programında, tüzüğünde dini bir atıf yoktur.
‘AK Parti’de başörtülüye değil, başörtülünün ön planda olmasına itiraz var’
Aynı partinin en yüksek icra organında birlikte siyaset yaptığınız insanların bir kısmı “Şunların sayısını azaltalım” diyor. Bunu nasıl kabul ediyorsunuz?
Bu kabul etmek değil… Onu zaten son derece menfaatçi bir yaklaşım gibi görüyor. Çünkü “Bu bize zarar verir” diyor. Orada aslında başörtülü görüntüye itirazları var. Sayısını azaltmaya değil de başörtülülerin ön planda görünmesine itiraz var. Bugün bu eskisi gibi değil. Ama yine de siyasettekiler çok başörtülü bir resim vermek istemez. Çünkü karşı tarafın, daha Kemalist tarafın buna inanılmaz bir alerjisi var. Onların reaksiyonu partiye zarar verir diye düşünülüyor.
‘İkinci eş olmayı kabul eden bir kadın değilim’
Muhafazakâr erkekler ile ilgili en çok tartışılan şeylerden biri de çok eşlilik. Birçok kadın bundan rahatsız.
Çok eşlilik sadece dindarlara özgü bir şey değil. Erkeklere özgü bir şey polygamy. Modern toplumda adı “metres, aldatma, günübirlik” ilişki oluyor. Fransa’da adam karısının üzerine bir ilişki kurduğunda, adı âşk oluyor, burada adam karısının üzerine âşık olduğunda ikinci evlilik, üçüncü evlilik şekline dönüşüyor. Burada asıl meselebunun dini bir şekle sokulup imam nikâhıyla legalleştirilmesi. Benim açımdan tartışılması gereken şu: Bir erkeğin çok eşliliği dini midir değil midir?
Muhafazakâr erkeklerin değişiminden bahsediyoruz. Sizce bu erkekler resmi nikâhlı oldukları eşlerinin dışında bir kadınla ilişkiye girdiklerinde bunu hâlâ imam nikâhıyla legalleştirme gereği hissediyorlar mı?
Hiç bilmiyorum. Ama çok eşliliğe razı olan kadınlar var. O kadınlar bazen açık kadınlar oluyor, bazen kapalı kadınlar oluyor. Çok eşliliğe razı olan kadın ve erkeği birlikte konuşmak gerek. Sadece muhafazakâr erkeği suçlamanın anlamı yok.
‘Çok eşliliğin dini bir şey olduğunu düşünmüyorum’
Peki siz ikinci eş olmayı kabul eden bir kadın mısınız?
Hayır. Ben bunun dini bir şey olduğunu da düşünmüyorum. Bu konuda elbette cevaz veren bir hüküm vardır. Ama diğer taraftan Allah’ın tavsiyesinin tek eş noktasında olduğunu düşünürüm. Ama yapan kişiye de “Sen dinden çıkmışsın” gibi bir şey söylemeyi doğru bulmam. Çok özel, şahsi şeyler bunlar. Kimse kimsenin kalbine hükmedemez. Kimi seveceğini, kimden hoşlanacağını söyleyemez. Evlilik dediğiniz şey de yıkılmaz değildir. Bir gün gelir biter. Aşk duygunuz biter. Her şey bitebilir. Bütün bunların hepsi son derece insani durumlar. Eğer konuştuğumuz tüm bu konularda gerçek, köklü bir değişim olacaksa bunu başörtülü kadınlar ortaya koyacaklar. Nitekim zaten bugün sosyal hayattaki değişimde onların büyük katkısını görüyoruz.
AYŞE BÖHÜRLER KİMDİR?
1963 yılında Kayseri'de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul'a geldi. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve girişimlerinde aktif roller aldı. 1992 -1995 yılları arasında İzlenim dergisinde, daha sonra Aksiyon dergisinde “Aile ve Eğitim” bölümü editörlüğü görevini yürüttü. 1995 yılında Kanal 7'de çalışmaya başladı. Kadın, çocuk, eğitim, belgesel ve tartışma programlarının yapım-yönetiminde yer aldı. Yaklaşık iki yıl önce Kanal 7'den ayrıldı. Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. AKP'nin kurucularından ve partinin en üst karar organı Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi. Üç çocuk annesi.
Selin Ongun / Tempo24
03.11.2009
|
|
|
|