| |
|
|
Röportaj/Dünden Bugüne Tercüman
Merve Kavakçı: Kızlarım Meryem
ve Fatıma benim onlara telkinimle başlarını örttüler. Başörtüsünün
kişisel gelişmelerine engel olduğunu hiç düşünmediler. Merve Kavakçı
Washington'da George Washington Üniversitesi'nde, "21'nci yüzyılda
İslam'ı bekleyen sorunlar" konusunda ders veriyor
Başörtüsünü hangi sebebten
dolayı taktınız?
Merve Kavakçı: Baş örtmek, Kuran-ı Kerim de kadınlara emredildiği
için, ben de başımı örtüyorum. Başörtüsü, benim kimliğimin, kişiliğimin
bir parçası, beni tamamlayıcı bir unsur.
Başörtüsü sizin açınızdan hayatınızda bir sorun yarattı mı?
Merve Kavakçı: Benim açımdan başörtüsü bir sorun yaratmadı.
Ancak başkaları açısından sorun yarattı, bilindiği üzere. Ben başörtülü
bir hanım olarak, başı açık olan bir hanım veya bir erkeğin entellektüel
anlamda yapabileceği her şeyi yapabilecek kapasitede buldum kendimi.
Kendimi, başım örtülü olduğu için ne başkasından ileride, ne de
geride gördüm. Başımın örtülü olması, benim karakterimin gelişmesine,
kişiliğimin oluşmasına, yani insan olarak gelişmeme, kendimi geliştirmeme
engel teşkil etmedi. Başımın örtülü olması, iç dünyamın, Yaradan
ile olan diyaloğumun ve yani bana özel bir alanın parçasıdır. Ancak
başımın örtülü olması, başkaları için sorun oluşturdu. Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi ni bu yüzden bırakmak zorunda kaldım, daha sonra da
milletvekilliğimi.
Başörtülü kadınlar, birbirinin eşi mi? Kimisine göre hepsi tek tip
pardösü giyip, başlarını aynı şekilde örtüyorlar.
Merve Kavakçı: Başörtülü kadınların hepsini aynı olarak algılamak
çok yanlış. Nasıl başı açık insanların hepsi aynı düşünceleri paylaşmıyorlarsa,
başı örtülü insanlar da birbirlerinden farklılar. Başörtülülerin
aynı olduğu kanısı, başı örtülü insanları ne kadar az tanıdığımızın
da bir ölçüsüdür. Etek giyen, veya etek yerine pantolon giymeyi
tercih eden hanımların hepsinin aynı şeyleri düşündüğünü, veya kıyafetlerinin
aynı olduğunu iddia edebilir miyiz? Elbetteki edemeyiz. Başörtülü
hanımların aynı tip giyindiğini, bu sebeple de benzer olduklarını
iddia etmek, görsel, giyiniş tarzı ile ilgili bir mesele. Elbette,
başörtülü hanımların ortak özelliği, hepsinin başlarının örtülü
olması. Ancak, başörtülü insanlara hitap eden giyim tarzları, günden
güne gelişmekte. Bu nedenle de, başörtüsünün, tesettürün farklı
yorumları ortaya çıkmakta. Aynı şekilde, başını örtmeyi tercih eden
kadınlar farklı siyasi, kültürel ve sosyal yapılardan gelmekteler.
Onları, genelleme yaparak, benzer kabul etmek yanlıştır.
Size göre laiklik nedir?
Merve Kavakçı: Laiklik: yani gerçek laiklik, din ve devletin
ayrılması, dinin ve devletin birbirine müdahalesi olmadan, bağımsız
iki entite olarak var olabilmesi dir. Ancak Türk laikliği, laiklik
değil, fundamentalist laiklik tir. Türkiye ye has olan fundamentalist
laiklik anlayışı, gerçek laiklik anlayışının, uzağında sağına düşmektedir,
yani daha muhafazakârdır. Bu anlayışa göre, din devlete müdahale
edemezken, devlet dine müdahale etme yetkisine sahiptir.
İçki içilen bir mekânda rahatsız olmadan oturabilir misiniz?
Yoksa içki içilmeyen mekânları mı ararsınız?
Merve Kavakçı: Samimiyetle cevap vereyim: İçki içilen bir
yerde rahat oturduğumu söyleyemem, ancak bu oturmam mânâsına gelmez.
Katıldığım resmi toplantılar, davetler vesaire bana bu konuda seçme
hakkını vermemekte. Ben, sigara içilen bir yerde de rahat oturamam.
Zira içkinin de sigaranın da kokusu beni oldukça rahatsız ediyor.
Ayrıca daha önemlisi, içkinin fazla alınması, insanları makûl olmayan
davranışlara itebileceği için de içkili ortamlarda bulunmak istemem.
Seçme imkânım varsa, içki içilmeyen mekânları tercih ederim. İçmeyi
tercih edenin, tercihine de saygı duyarım.
İki kızınız var. Onlar da örtünüyor mu? Örtünüyorlarsa, sizin telkininizle
mi örtünüyorlar? Amerika da bir sınırlamayla karşılaşıyorlar mı?
Onlara öteki gibi muamele ediliyor mu?
Merve Kavakçı: Kızlarım Fatıma ve Meryem de başlarını örtüyorlar.
Benim telkinimle değilse bile, onlara öğretmem, onlara yön çizmem
ile başlarını örtme kararı aldılar. Bir anne olarak, benim onların,
dinlerine bağlı insanlar olmalarını istediğimi biliyorlar. Ben,
üzerime düşeni yaparak, hayatları ile ilgili almaları gereken kararlarda
yardımcı olurum. Elbette ki, son karar onlarındır. Ancak kızlarım,
kendi kendilerine dini bulan insanlar değil. Dinin, günlük hayatın
parçası olduğu bir ailede büyüdüler. Ayrıca, onlar da, benim durumumda
da olduğu gibi, genel anlamda dini, özellikle de başörtüsünü, kişisel
gelişmelerine engel teşkil eden bir faktör, bir engel olarak görmediler.
Amerika da şimdi okudukları okulda, sekizinci sınıfta herhangi bir
sınırlama ile karşı karşıya kalmıyorlar. Okulun tek ve ilk başörtülü
öğrencileri Fatıma ve Meryem. İkisi de okulun basketbol takımında,
başörtülü olarak oynuyorlar. Büyük kızım, takım kaptanı. Eyalet
çapında yapılan turnuvalara da, okullarını temsilen katılıyorlar.
Ayrıca, ikisi de Ulusal Onur Klubu üyesi (National Honor Club) ve
okullarında, küçük sınıflardaki çocuklara farklı konularda ders
veriyorlar. (Amerikan sistemi, başarılı öğrencilere, kendilerinden
küçük öğrencileri eğitme imkânı vererek, mentor sistemi uyguluyor).
Kısacası, başörtülü olmaları ne kızlarım için ne de okudukları okul
ve Amerikan toplumu için bir sorun teşkil etmiyor. Arkadaşları ve
öğretmenleri onların başlarını örten örtü nün ötesini görebiliyorlar,
onları bilgi ve becerileri ile değerlendirebiliyorlar. Türkiye de
karşılaşılan öteki muamelesi söz konusu değil.
AK Parti hükûmetinin, genç kızların başörtüsü
sorununu halledeceğine inanıyor musunuz?
Merve Kavakçı: AKP hükûmetinin başörtüsü sorununu halledeceğine
inanmak istiyorum. AKP bunu, çözmeli, bu bariz haksızlığa son vermelidir.
Milletin içini, durmaksızın kanatan başörtüsü yarasını iyileştirmek,
bu hükûmete kısmet olmalıdır. AKP bu soruna arkasını dönerse, diğer
partilerin akıbetine uğrayarak, şimdiye kadar gelip geçen partilere
katılır. Konu ile ilgili, zaman zaman dile getirilen toplumsal uzlaşma
nın zaten var olduğuna inanıyorum. Yapılan araştırmalar, bunu açık
bir şekilde ispat etmektedir.
Peruk takmayı hiç düşündünüz mü? Neden?
Merve Kavakçı: Tıp fakültesinde okuduğum zaman, başörtümün üzerine
peruk takmak mecburiyetinde kalmıştım bir süre. Sınıfta tek başörtülü
idim. Hoca sınıfa girince, çantamdan peruğu çıkarır ve başörtümün
üstüne koyardım. Çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Zaman zaman gözlerimden
yaş gelirdi. Dersler arasında, dışarıda, ortada dolaşmazdım. Sanki
iki farklı insan olmaya mecbur bırakıldığımı hissederdim. Uzun süre
bu baskıya tahammül edemedim zaten. Bir süre sonra okuldan ayrıldım
ve ailemle Amerika ya geldim.
Türkiye de başı açık kadınlarla, başörtülü
kadınlar arasında yakın bir dostluk kurulmamış bugüne kadar. Aynı
mekânlara gitmiyorlar, birlikte gezmiyorlar. Sizce bunun sebebi
nedir? Nasıl düzeltilir?
Merve Kavakçı: Başörtülü kadınların ve başı açık kadınların
arasında yer yer büyük uçurumlar olabiliyor. Bunun çeşitli sebepleri
var. Öncelikle, başları örtülü kadınlar ve başörtüsüz kadınlar,
fiziksel anlamda bir araya gelemiyorlar. Yapılan düzenlemeler (memuriyet
kanunu 657. madde ve YÖK kıyafet yönetmeliği), başını örtmek isteyen,
dindar olmak isteyen kadını dışlamış, evin içine hapsetmiş. Türkiye
de laiklik anlayışı, başlarını örtmek isteyen çocuklara ve genç
kızlara, alternatif bir eğitim ortamı sağlamamış. Sorun, ilk öğretim
yıllarına dayanıyor. Türk halkı, muhafazakâr bir halk. Cumhuriyet
in ilk yıllarından beri kız evlâtlarını, başlarını açmak zorunda
kalacakları için, aileler okumaları için okula yollamamışlar. Evlâtlarının
değerlerinden, kültürlerinden uzaklaşacağı endişesini taşımışlar.
Sonuç olarak, başını açmayı kabul eden kız ve kadına eğitim kapıları
sonuna kadar açılmış, diğerlerine kapanmış. Zamanla, birbirinden
farklı, iki kadın dünyası ortaya çıkmış. Biri, eğitimli, laik, sosyal
statüsü üstün, kariyer sahibi başı açık kadın; diğeri, marjinalize
edilmiş, dindar, eğitimsiz, -dolayısıyla- sosyal statüsü diğerine
nazaran düşük, kariyeri olmayan başı örtülü kadın. Bu aşamada sorulması
gereken soru şudur: Devlet zihniyetinin, dini, dindarlığı, ve dindarlığa
ait her şeyi -başörtüsü başta olmak üzere- çağdaşlaşmaya karşı engel
görmesi, halka bu yönde telkinler yapması da başı örtülü, başı açık
uçurumunda önemli bir faktör. Ancak, bugün başını örtme hakkını
talep eden kitleler, devletin, din-çağdaşlaşamama nedensellik ilişkisine
dayanan tezini çürütmekte. Zira, bu kitleler hem cahil kalmamayı,
hem çağdaşlaşmayı hem de dindar olmayı aynı anda talep ediyorlar.
Yani, başörtülü kitleler, eskinin aksine, devletin onlara döktüğü
kalıba girmiyor, onunla sınırlanmıyor. Sonuçta, devletin istediği
gibi eğitimli, çağı yakalamış, kendini geliştirmiş ama öte yandan
devletin istemediği gibi başı örtülü kadınlar kitlesi ortaya çıkıyor.
Ön yargılarla karşılaşıyor musunuz?
Merve Kavakçı: Kişisel bir anektod paylaşmak istiyorum sizinle:
1997 senesinde, ben Refah Partisi nde görevli iken, Orta Doğu Teknik
Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Kürsüsü nün düzenlediği bir programda,
aynı kürsüde asistan olan genç, laik bir hanım, kolumdaki swatch
marka saati görmüş ve hayret içinde aaa, swatch takıyorsunuz, ben,
siz teknolojiye karşısınızdır zannediyordum demişti. Ülkenin en
seçkin üniversitelerinden birinde, hem de kadın çalışmaları kürsüsünde
bulunan bir çağdaş hanımın, başörtüsü realitesinden ne kadar uzak
olduğunun bir örneği idi bu. Bu, tabiri caiz ise kopukluğun sebeplerinden
biri, bu iki grubun bir araya gelmesine imkân sağlayacak ortamların
hazırlanmaması. Diğeri ise, iki grubun diğeri ile ilgili önyargıları.
Fiziksel anlamda mekân paylaşmamış iki grubun temsilcileri, düşünsel
anlamda da farklı kesimleri temsil ediyorlar. Paylaşabilecekleri
fazla bir konu yok zaten, kültürel ve eğitimsel birikimleri farklı.
Görünüş noktasında devreye giren önyargılar, fikirlere de yansıyınca
(zira laik, başı açık kesim genelde solun, başı örtülü, dindar kesim
genelde sağın ve muhafazakârlığın savunucusu olarak görülüyor diğeri
tarafından) uçurum derinleşiyor. Çözüm: Diyalog. Her şeyden önce,
diğerinin var olma hakkına, yaptığı seçimlere saygı duyma, onu olduğu
gibi kabul etmek, çözüm için birinci şart. Diyaloğun artması, başörtülü
kadınların kamusal alanda yerlerini alması ile zamanla, bu uçurum
kapanacak, kadın başı örtülü, başı açık olarak değil de, sadece
kadın olarak tanımlanacaktır. Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak ın araştırması
Cumhuriyet devrimlerinin Türkiye yi ileri götürdüğünü düşünenlerin
oranı % 77.3, bu görüşe katılmayanlar % 8.3. İslâm hukukuna göre
erkeğin dört kadına kadar evlenmesini uygun bulanların oranı % 10.7,
İslâm hukukuna göre boşanmayı kabul edenler % 14, kız çocuklarının
mirastan daha az pay almasını kabul edenler % 13.9. Zina yapan kadın
veya erkeklere Kur an a göre ceza verilmesini savunanların oranı
ise % 1.4. Türkiye de dindar insanlara baskı yapıldığını düşünenlerin
oranı % 42.6. Bu baskıya örnek göstermeleri istendiğinde, bunların
% 64.8 i türban sorununu gündeme getirmekte. Devlet memurlarının
başlarını örtmesine izin verilmesi gerektiğini düşünenlerin oranı
% 74.7, üniversite öğrencisi kızların başörtüleriyle okula girmesi
gerektiğini söyleyenlerin oranı ise % 76.7. Türkiye de çalışma saatlerinin
Cuma namazına göre ayarlanması gerektiğini düşünenlerin oranı %
66.6. Şeriata dayalı bir din devleti kurulmasını isteyenlerin oranı
% 21.2. Bir kişi Allah a ve Hz. Muhammed e inanıyorsa, namaz kılmasa,
oruç tutmasa, içki içse bile Müslüman dır diyenlerin oranı sırasıyla
% 85.6, % 82 ve % 66.6. Her Müslüman kadının başını örtmesi gerektiğini
düşünenlerin oranı % 59. Oturduğumuz mahallede tesettürlü kadın
ve genç kızların çoğunlukta bulunması sizi rahatsız eder mi? sorusuna
% 83.5 Hayır cevabı veriliyor. Tesettürlü kadın ve genç kızların
çoğunlukta olduğu bir lokantada yemek yer misiniz? sorusuna Evet
diyenlerin oranı ise %86.
Peşin hükümler ve gerçekler Eğer bir ülkede
şeriat tehlikesi varsa laiklik demokrasiden önde gelir, laikliği
korumak için yasak da getirilebilir.
Merve Kavakçı: Demokrasi laikliği zaten içerir. Ya da bir
başka deyişle, laiklik demokrasinin din alanında hayata geçirilişidir.
Laikliği demokratik bir devletin ve demokratik bir toplumun doğal
olarak vardığı bir nokta olarak görenler için böyle bir öncelikler
tartışması yoktur. Demokratik bir ülkede devlet insanların neye
inandıklarına karışabilir mi? Demokratik bir toplumda, insanlara
kılık kıyafet yasağı konulabilir mi? Bir başka deyişle, demokratik
bir toplumda insanlar dini inançlarına göre ayrıma tabi tutulabilir
mi? Bu demokrasinin tanımına aykırıdır. Demokrasiyi çoğunluk rejimi
olarak anlamaya yatkın olanlar, halkın çoğunluğu şeriat istiyorsa,
şeriat düzeninin 01:00 20.05.2004kurulmasının, demokrasinin icabı
olduğunu söyleyebilirler. Ama şükürler olsun ki, demokrasi, kaba
saba bir çoğunluk despotizmi aşamasını çoktan aşmış; azınlık haklarının
korunması kavramı çağdaş demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından
biri haline gelmiştir. Bu yüzden demokratik rejimlerde, çoğunluğun
şeriat istemesi, şeriat düzenin kurulmasını demokratik hale getirmez.
Çünkü bizzat şeriatın kendisi demokrasiyle çelişmekte, azınlık haklarını
yok etmeyi hedeflemektedir.
Kadının başı babası ya da kocası tarafından
zorla örtülüyor; kadınları bu baskıdan kurtarmak için türbanın yasaklanması
faydalıdır.
Merve Kavakçı: Bizde İslâmî kesim, yıllardır bu argüman karşısında
türbanı savunmak için baş örtmenin zoraki değil, gönüllü olduğunu
ispatlamaya çalışır. Oysa birçok kadının başını kendi iradesi dışında,
babasının ya da kocasının zoruyla kapattığı hepimizin bildiği bir
gerçektir. Ama, Kadının özgür iradesini savunma adına yasakçılık
yapanlara sorulması gereken başka şeyler vardır: Evet, bazı kadınların
başlarını örtmeleri bireysel seçimleri değildir. İyi de, kadının
kendi iradesini ortaya koyamadığı tek alan bu mudur? Eğer kadının
bireysel tercihi olmayan bütün kararları yasaklayacaksanız, aile
baskısıyla alınan bütün evlilik kararlarını iptal etmeniz, aile
baskısıyla yapılan meslek seçimlerini geçersiz saymanız, aile baskısıyla
üniversiteye gönderilmeyen kız çocuklarını zorla üniversite sınavına
sokmanız; kocasının baskısıyla oy veren kadınların oylarını geçersiz
saymanız, evlenince koca baskısı yüzünden çalışamayan kadınları
kollarından tutup işe sokmanız, gerekmez mi? Bütün uygar toplumlar
hukuk yoluyla, bireyin hayatını ilgilendiren en temel kararları
kendi iradesiyle almasını güvenceye almak için tek bir yol bulmuşlar:
O kişinin beyanını esas almak. Bunun ötesi, o kadının kendi meselesidir.
Hiç kimse kendisine rağmen, kendi istemediği halde başkaları tarafından
korunamaz.
20.05.2004
|
|
|
|